Ateistiz dedik de Allah’sızız demedik ya!

Geçtiğimiz günlerde bir araştırma şirketinin açıkladığı “Türkiye’nin Gençlik Raporu” çok çarpıcı sonuçlar ortaya çıkardı.

Her bölgede, her etnik kimlik, her siyasi görüşten, 15-28 yaşlarındaki tam 5.541 gencin katılımı ile yapılan çalışmanın sonucunda görüyoruz ki “Kafamız gerçekten çok karışık”.

Gençlerin verdiği cevaplar ile öne çıkan başlıklara baktığımızda;

Aileyi önemsiyoruz ama babamıza bile güvenmiyoruz, hem modern hem gelenekseliz, tüketim köleliği olarak gördüğümüz modaya uyuyoruz, yarınlardan umutluyuz ama sabrımız yok neredeyse yarımız başka bir ülkede yaşamak istiyor, en az güvendiğimiz medyayı takip ediyoruz, ateist olduğumuzu söylüyor ancak namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz ya da tam tersi…

Rapor açıklandıktan hemen sonra, medyada geniş yankı buldu. Kimi doğruluğunu eleştirdi, kimi güvenilirliğini… Ama gerçekler acıydı… Sosyal medyada SEKAM’ın tespitlerini eleştiren ateistlerin, “Ateistiz dedik de Allah’sızız demedik ya!” sözü aslında raporun doğruluğunu teyit etmektedir.

Açıkça görünüyor ki bu çalışma öyle aynı sokaktan 100 kişi ile yapılan, sonuç şu olsun bu olsun çabası ile birkaç kişinin kopyalayıp doldurduğu bir anket değil.

Uzmanları bilir, 400 kişinin verdiği cevap milyonlara mal edilebilirken, 5.541 kişiden söz ediyoruz, en az 12-13 kat fazlasından.

Gerçekler acıdır.

Bu rapor, gerçekleri “yüzümüze vuran” bir rapor…

Yazılarımı okuyanlar veya beni tanıyanlar bilirler, bu rapor benim için tezlerimin ve korkularımın dayanağı oldu.

85’ten sonra doğmuş, 90’larda çocukluğunu yaşamış, milenyumda genç olmuş; test, tost, medya çocuklarıyız biz.

Medyanın eseriyiz. Hepimiz başroldeyiz.

Araştırmaya ya da okumaya gerek duymayan, dediği yaptığı ile tutarsız, her şeyi bilen hiçbir şeyi bilmeyen çocuklarız.

Bilgi kirliliğinin saçtığı mikroplarla kirlenen bir gençliğiz.

Necati Şaşmaz’ı, Uğur Dündar’ı idol olarak seçen ama sorulduğunda, Hz. Ömer(r.a) gibi olmak isteyen bir gençliğiz biz.

Bilinçli ya da farkında olmayan çoğumuzun, esen rüzgârın yönüne göre savrulduğu açıkça ortada.

Bizi ayrıştırmak, etiketlemek için, çeşitli pazarlara çekmek, kafamızı karıştırmak ve bir yönlere itelemek için bize “öğretilenleri” gerçekten iyi öğrenmişiz.

Bu yazıyı yazarken de biliyorum ki okuyan birçoğumuz üzerine hiç alınmayacak.

Ama artık bu oyunu bozmalıyız, geç kalmadan. En azından üzerine alınanlar…

Tedavi edilebilecek bir hastalığa yakalandığımızın farkına varmalıyız.

Doktora gerek yok, ilaca da…

İnanıyorum ki daha çok okuyarak, daha bilinçli yaşayarak, farkında olarak, farkındalık yaratarak birlikte üstesinden gelebiliriz.

Hepimize geçmiş olsun.

Sosyal medyada paylaşın
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir