Hepimiz Ermeniyiz, hepimiz eşkıyayayız, hepimiz Türk’üz!

Hepimiz Ermeniyiz, hepimiz eşkıyayayız, hepimiz Türk’üz!

Bu ifadeleri sırası ile belli dönemlerde çok duymuştuk çeşitli eylemlerde. Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının, eleştirme, cana mala kast etmeksizin eylemde bulunma, belirlenen çerçevelerde grev yapma hakkına sahip olduğunu ve düşüncelerini özgürce ifade edebildiğini tartışmasız kabul ediyorum. Burada dikkatimi çeken şey ise yukarıda belirtilen ifadelerin tamamen birbirinden kopuk olmalarına rağmen, aynı kitleler tarafından ve ortak paydada birleşen ancak asıl amaçtan uzak kitleler tarafından seslendirilmesidir.

Kimsenin geçmişine, ırkına, mezhebine, dinine, etnik kökenine karışma, aşağılama veya eleştirme hakkına sahip değilim ki olsam da bu hakkımı kullanmam söz konusu olmazdı.

Bu zamana kadar pek de irdelenmeyen ancak göz önünde bulundurmamız gereken bir konu vardır.

Koskoca bir İmparatorluk doğdu bu topraklarda, dine ırka bakmadan herkesi kucakladı, zalimin karşısında zalim, mazlumun karşısında mazlum oldu. Büyüdü, büyüdü ve yıkıldı… Peki, nasıl yıkıldı o İmparatorluk? Hiç de kolay olmadı aslında. Kalabalık bir etnik grubu barındıran imparatorluğun yıkılmasındaki en büyük rol, haçlıların iyi iletişim kurabileceği azınlıklar oldu. Anadolu’da çıkan ayaklanmalar ve yüzlerce yıl kardeşçe, dostça geçinen halkın birbirine düşürülmesi büyük bir oyundu.

Örnek teşkil etmesi adına paylaşacağım elimdeki kaynağa göre (Gürcistan Kırmızı Kitabı’ndan alıntı); kimi Ermeniler o yıllarda, Fransa ve Rusya tarafından kullanılmaya başlandı. O yıllarda şimdiki doğu illerimizde, verilen rakamlara bakıldığında Ermeni nüfusun \%30 – \%50 civarında olduğu görülmektedir. Rusya (Sovyetler) tarafından, Tiflis’te silahlandırılan ve eğitim verilen çeteler, Anadolu’da Ermenilerin yoğun yaşadığı köylere gece karanlığında baskınlar yapıp, Ermeniler dışındaki diğer etnik kökenli köylüleri canice katlederek, kadınlara tecavüz ederek aynı gece oradan uzaklaşmaları konusunda yönlendiriyordu. Gün ışığında gece yaşanan olayları çözmeye çalışan köylüler, Ermenilerde bir zayiat görmeyince, bütün suç onlara kalmakta ve yıllarca kardeşçe yaşayan komşular birbirine bu şekilde düşürülüp, katliamlar her iki taraftan da karşılık bularak devam etmiştir.

Fransa’nın bu gün ki rolünün, tam da o yıllarda ortaya çıktığı görülmektedir. Sovyetler ’den beslenen çeteler vur-yak-kaç taktiği ile Ermenilerin yaşadığı köylerde bir bir katliamlar yaparken, Fransa ise bu kısmı değil, Türklerin verdiği karşılığı o “Masum Ermenilerin katledilmesini” Batı’ya gösteriyor ve bu sayede destek topluyor, diğer azınlıklara ön ayak oluyordu. Bir İmparatorluk yıkıldı, bu oyun sadece bir tanesiydi. Ve vaat edildiği gibi Ermeniler ödüllendirildi ve Ermenistan böyle kuruldu.

Her yıl Obama’nın iki dudağının arasından çıkacak kelimeleri bekliyoruz “Soykırım” diyecek mi, demeyecek mi diye. Doğduğum bir Anadolu köyünde, bir kişi gaddarlık yaptığında ya da bir canlıya eziyet ettiğinde, eskiden beri “Ermeni misin, nesin?” dendiğini öğrendim daha çocukken. Bu zaten anlatmıyor mu bize kimin “Soykırım” yaptığını?

Vatanımızın toprak bütünlüğünü kabul eden ve vatanına hizmet edenleri, geçmişteki kökenlerinin hatalarından dolayı yargılayamayız. Vatanına aidiyeti olmayan ve rahatsız olan, art niyetli bireyler hemen hemen her etnik gruptan varolabilmektedir. Şahısları bağlayan bu hainliğin, bir genelleme yapılıp bir etnik kimliğe mal edilmesi son derece yanlıştır. Yıllar sonra Kürt sorununda bunu açıkça görebiliyoruz.

Osmanlı sonrasında Türkiye Cumhuriyeti dizayn edilirken, çıkarılan Soyadı Kanunu ve Medeni Kanun; birleştirme, tek bir kimlik altında toplama gibi amacı taşısa da yukarıda kötü emellere alet olan ve olmaya devam eden şahıslar için, etnik kimliklerin gizlenmesinde bir örtü haline geldi. Uyuyan, tetikte bekleyen binlerce vatan düşmanı olması yeri geldiğinde bu şahısların provokasyonlarda, eylemlerde kullanılması muhtemeldir ki Osmanlı zamanında yok yere ayaklanma çıkaranların, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu zaman; tamamının sınır dışı edildiğini ve İzmir’e dökülerek ya da Çanakkale’de süngülenmek suretiyle tamamen bu ülkenin hainlerden temizlendiğini kim söyleyebilir? Bütün etnik kimliklerin asimile edilerek ve nihayet vatansever bir nüfusa sahip olduğumuzu, endişelenecek bir durum olmadığına kim garanti verebilir?

Hepimiz Ermeniyiz, hepimiz eşkıyayayız, hepimiz Türk’üz…

Birbirinden tamamen kopuk bu ifadelerin, aynı kitleler tarafından seslendirilmesi ve ortak paydanın “Devlet’in karşısında olmak” olması da düşünüldüğünde, bu kitlelerin özel amaçları artık çıplak gözle de görülebilmektedir.

Masumane destekleri ile bu oyuna düşenler ise bihaber oldukları özel amacın farkında olmadan, birleştikleri ortak paydada “Vatan’a sahip çıktıklarını, sessiz kalmadıklarını, rengini belli ettiklerini, dik durduklarını, haksızlığa boyun eğmediklerini” düşünmekteler.

Vatanseverliğin; gerçek hayattan uzak, bilgisayar karşısına geçip twit atmak, nick değiştirmek, özel amaçlı kurulan(!) sayfaları beğenip onların her paylaş dediğini paylaşmak ile olmayacağını ne zaman kavrayacağız?

“Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.” Atasözü gerçek vatanseverliği bize tam olarak tarif etmiyor mu?

Geçmişi artık bir kenara bırakarak ve hatalarımızdan ders alarak; Lazıyla, Gürcüsüyle, Kürdüyle, Çerkesiyle, Yörüğüyle, Ermenisiyle, Rumuyla, Romanıyla, Zazasıyla, Muhaciriyle sayamadığım tüm etnik gruplar ile dostça, kardeşçe yaşayacağımız günler göreceğiz. Buna yürekten inanıyorum, çünkü geçmişte bunu başardık, bu topraklar şahit oldu buna, yine başarabileceğimizi biliyorum.

Sosyal medyada paylaşın
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

You may also like...